Altın akvaryum ( Canlı Doğuranlar İle İlgili Sorular ve Cevaplar )

                                                             Bitki Galerisi | Balık Galerisi | Kuş Galerisi | Video Galerisi

                    Genel                                                              Discus Özel                                        Labirentler

                    Malzemeler                                                Canlı Doğuranlar                          Diğer balıklar

                    Bitki Dünyası                                            Cichlidler                                           Amerikan Tetraları

                    Deniz Dünyası                                          Sazansıgiller                                     Omurgasızlar
 

Canlı Doğuranlar

 

Konu Başlıkları :

• Acanthophacelus wingei • Bitkili Canlıdoğuran Tankı • Canlı Doğuran Üretimi • Canlı Doğuran Yavrularının Yetiştirilmesi
• Poecilia Reticulata (Lepistes) • Xiphophorus helleri (Kılıçkuyruk) • Yavruluk Kullanımının Sakıncaları • Yüksek Kalitede Siyah Kılıç Üretmenin Sırları

 

 • Acanthophacelus wingei

Daha önce bu türler hakkında; akvaryum ile ilgili kaynakların hiçbirinde görmediğim ve herhangi bir mağazada satıldığına şahit olmadığım için, pek fazla şey bilmiyordum. Bu yüzden de bunların, ya hakkında basılı materyal bulunmayan yeni bir çaprazlama olduğunu ya da çift kılıç lepistesin bir alt türü olduğunu düşünüyordum.

Ancak sonradan bir arkadaşım, bu türün kendi özellikleri bulunan ve üredikten sonra tümü kendi cinsinden yavrular veren bir tür olduğunu söyledi. Bu durumda çaprazlama teorim çürümüş oldu. Bazı gecikmiş şüpheler de, Sayın Hovard Norfork tarafından Aquarticles web sites için yazılmış ve bu arkadaşım tarafından Ryedale Reporter dergisinde Ocak 2003’de kullanılmış bir makale tarafından yayıldı. Şimdi ise bu renkli mücevherler ile ilgili hikayenin hemen hemen tümünü biliyorum.

Sayın Horvard’ın bu konudaki makalesinde, okuyucular, Poecilia sp. “Endlers” türünün ilk defa 1937 yılında toplandığını öğreniyordu. Peki öyleyse neden hiç bir kaynakta bu türün varoluşu ile ilgili bir bilgi yer almadı ya da bu türün tüm satış mağazalarında yaygınlaşması bir insan ömrü kadar sürdü? Belki de, benim de en başta belirttiğim gibi, lepistesin bir çok seleksiyonundan biri olarak düşünüldü ve yerel satıcılara giden akuaristler tarafından önemsenmedi. Eğer herhangi bir tür için, akvaryumculara hiç talep gelmeyecek br noktaya ulaşırsak, bu durumda tedarikçiler de bu türü daha fazla stoklamayacak ve bir yerden sonra ortalama tecrubedeki akuaristlerin bu türden haberi olmayacaktır. Ancak bizim hobimiz, bir bakıma “kim daha nadir ve marjinal türü besleyecek” yarışıdır.

Peki benim tecrubelerim neler ? Bu balığı beslediğim seneler boyunca; tankımı süsleyen en sorunsuz balıklar olduğunu gördüm. Plastik ya da canlı bitkili, herhangi bir malzeme ile kaplı zeminde, basit bir filtrasyon ile temizlenen sıradan bir su gibi, olağan akvaryum şartlarında gayet mutlu olduklarını gördüm. Tek gereksinimleri, boyutları nedeniyle, küçük ve yavaş büyüyen türlerle bir arada bakılmalarıdır. Aksi taktirde diğer komşuları, kendilerini çerez gibi görebilirler. Hiç bir şart altında diğer Poecilia türleri ya da lepisteslerle beraber bakılmamalıdır. Aksi durumlarda kolaylıkla diğer türlerle çiftleşecek ve gerçek tür zamanla kaybolacaktır.

Ben kişisel olarak, bu türlerin, kendilerine ait ayrı bir tankta beslenmesini uygun buluyorum. Orijinal 3 çiftimden aldığım, buharlaşıp uçacakmış gibi grünen yavrular ile, biri 2 feet**lik, diğeri ise 1 feetlik iki tankımı doldurmayı başardım.

Şüphesiz ki, her akuaristin bu sayılarda türleri beslemek için yeterli yeri ve zamanı yoktur. Fakat her hangi bir fazlalık, rahatlıkla akuaristler arasında açık arttırma ile satılabilir ya da canlı doğuranlar üzerinde özelleşmiş gruplar ile, Viviparous*** gibi kaynaklarda ilan edilebilir. Hatta yerel mağazanızı bile fazla yavruların bir bölümünü almaları için ikna edebilirsiniz. Benim bu konuda iletişime geçtiğim bir çok satıcı, ya bu balıklar için para ödemeyi ya da diğer türlerle değiştirmeyi önderdiler. Evde üretilmiş balıklar zaten diğerlerine oranla daha rahat satılırlar.

Ben, birbirinin kardeşleri olan yavrularım ile ilgili ilginç bir olay yaşamıştım. Alışılmış tek siyah leke yerine, her iki yanında ve vücudun tam ortasında iki lekesi bulunan 3 erkek, diğerlerinden rahatça ayırt edilebiliyordu. Daha sonradan bu izler, kuyruklarına kadar uzanan yanal çizgilere dönüştü. Bu balıkları ayırıp ayırmama konusunda karar verirken iki önemli noktayı düşündüm:
1- Belki her herşey için çok geç kalmıştım çünkü bu erkekler çoktan bir-kaç dişiy ile çiftleşmiş olabilirlerdi.
2- Dişiler de bu erkelerle kardeş olduklarına göre, aynı geni daha sonra doğuracağı yavrularda ortaya çıkmak üzere bünyelerinde barındırıyor olabilirlerdi. Ben bu yüzden imkansızı deneyip tüm kardeşleri birbirinden ayırmaya çalıştım. Bu ise karşıma bir başka problemi çıkardı. Otuzdan fazla balığa ev sahipliği yapacak müsait bir tankım yoktu. En sonunda hiç bir şey yapmadım ve şansıma; bu balıklardan elde ettiğim hiç bir yavru, tüm kardeşler tarafından taşınıyor olduğunu düşündüğüm genetik özelliği yansıtmadılar.

Dürüstçe söyleyebilrim ki benim bu balıklar üzerindeki tecrubem, çok verimli ve daha da fazla ilginç oldukları yönünde.

Son olarak, bazı akuaristlerin, telefuzu yanlış anlayarak bu balıkları “endless”**** olarak isimlendirdiklerini duydum. Bir yandan, yetişkin dişilerin, iyi şartlar altında sayısız yavru vereceklerini hesaba katarak bu terimin doğru olduğu düşünülse de , diğer yandan bu balıkların renkli ve çekici kuyruklarının korunması gerektiği gerçeği de unutulmamalıdır.
 

• Bitkili Canlıdoğuran Tankı

Değerli arkadaşlarım; orta okul biyoloji derslerinden hatırlayacağımız üzere Karbondioksit ("Co2") fotosentez için "olmazsa olmaz" bir unsur. Oda sıcaklığında sıvı halde bulunan Co2; her sıvı, doymuş buhar basıncı, içinde bulunduğu kapalı kaptaki buhar basıncına eşitlenene kadar buharlaşacağından ve yerçekimi nedeniyle dünya da bir kapalı kap olduğundan, karşımıza gaz olarak çıkar. Dolayısıyla bu gaz halindeki Co2'i, bitkilerin fotosentez yapabilmesi için suda erimiş halde bulunmalıdır.

Suyun da, içinde erimiş halde bulunan malzemeyi "taşıyabileceği" bir kapasitesi vardır. Bu da demektir ki; örneğin suda ne kadar fazla Oksijen ("O2") varsa, o kadar az Co2 bulunma şansı vardır. Dolayısıyla, canlıdoğuranların ihtiyaçlarını karşılamak üzere sık bir şekilde bitkilendirdiğimiz tankımızda, mutalaka hava taşları, hava ile çalışan filtreler gibi, hava tertibatımızı yeniden düzenlemeliyiz. Bu konuda, ne kadar hava sağlayan malzeme koyacağımız, tankımızın büyüklüğüne ve eklemeyi düşündüğümüz bitki sayısına göre değişiklik gösterir.

Canlıdoğuran tankları, bir çok diğer tanka göre çok daha sık bitkilendirilmiş olduğundan, balıkların ve diğer canlıların yaptığı solunum, bitkilerimizin Co2 ihtiyacını karşılamaya yetmez. Bu da bizim, tankımıza dışarıdan Co2 vermemizi gerektirir. Tanka Co2 takviyesi yapabilmek için izlenen temel iki yol vardır. Bunlardan birisi, Co2'in basınç altında sıvı halde bulunduğu ortamlardan aktarmak, diğeri de çok basit bir DIY projesi ile yapabileceğimiz ve fermantasyon sonucu sağlanan Co2'i tankımıza veren bir sistemdir. Buradaki ilk sistem, amatör hobiciler ve tankı çok büyük olmayan kişiler için gereksiz bir külfet getirecektir. Tanka Co2 takviyesi yaparken unutulmaması gereken çok önemli bir nokta vardır. Tankımıza suni olarak Co2 ekledikçe, suyumuzun pH'ını da değiştirmiş oluruz. Sudaki Co2 seviyesi arttıkça pH seviyesi düşer.

Çeşitli kaynaklarda daha az belirtilse de, tanktaki her litre su için 2 watt enerji harcayacak bir lamba kullanmak en idealidir. Tropikal bitkiler de, tıpkı tropikal balıklar gibi gece-gündüz eşitliği bulunan ekvatoral bölgeden geldiği için, günlük 12 saat ışıklandırmaya ihtiyaç duyarlar.

Işıklandırma için, sıradan ucuz lambalar kullanmanızı tavsiye etmem. Belki fluoresan ya da daha profesyonel ışıklandırmaya göre biraz daha ucuz olabilir ama, özellikle yaz aylarında suyu ısıtıyor olması ciddi bir sorun. Genellikle, 3-4 günde bir, tankta alg oluşumunu engellemek için ışıklarımızı kapalı tutarız. Ancak canlıdoğuranlar iyi birer alg tüketicisidir. Bu durumda, ışıkları ne kadar açık tutarak, tankta ne kadar alg oluşumuna izin verileceği biraz da hobicinin bilgi birikimine bağladır. İstenmeyen alg oluşumunun önüne geçmenin bir diğer yolu ise UV filtre kullanmaktır. UV filtre, sudaki tek hücreli canlıların DNA yapılarını bozarak canlıları ortadan kaldırmaktadır.

Sık şekilde bitkilendirilecek tankların derin değil; aksine sığ ve geniş olmasını öneririm. Çok yüksek tanklarda, çalışma zorluğunun yanı sıra; ışıklandırma tabandan uzaklaşmaktadır. Işık kaynağının tabandan uzak bulunması, başta Java Moss gibi kısa bitkilerin, tankımızda yayılması yerine uzamasına sebep olur.

• Canlı Doğuran Üretimi

Çaprazlama

Canlı doğuranlardan özellikle kılıçkuyruklar ve lepistesler, çoğu hobicinin başlangıç balıkları ve bir çoğumuzun da tutkusu olmuştur. Sadece aynı tür canlıdoğuranlar değil; Poecilia cinsinin türleri olan lepistes (reticulata), velifera (velifera), moli (sphenops) kendi aralarında ve Xiphophorus cinsinin türleri olan kılıçkuyruk (helleri), plati (maculatus), ay kılıç (yine helleri) da kendi aralarında çiftleşebilir ve sağlıklı yavrular meydana getirirler.

Bu türlerin çaprazlanması konusunda, istisnai durumlar dışında; her balığın yine kendi türü ile çiftleşmek isteyeceğini ve kesin sonuç için, çaprazlama yapılırken farklı tür balıkların, yanlarında kendi türünden başka balıklar olmayacak şekilde bir tanka alınması gerektiğini belirtmek isterim.

Bu şekilde yapılan üretimin ne derece doğru olduğunu, türlerin bozulmasına sebep olup olmayacağını, hayvan haklarına aykırı olup olmadığını, burada tartışmayacağım. (Tartışanı da sevmeyeceğim :p ) Bu makalede, yalnızca işin teknik kısmı anlatılmaktadır.


Bir başka kılıç selleksiyonu (Xiphophorus variatus)

Çiftleşme ve Hamilelik

Pekiyi, canlıdoğuranları nasıl üreteceksiniz. Eğer tankınızda, biri dişi diğeri erkek olmak üzere en az iki adet sağlıklı ve mutlu balığınız varsa, siz istemeseniz bile dişinin hamile kalacağını belirtmek isterim. Ancak yine de sağlıklı bir doğum ve yavrularda düşük kayıp oranı sağlamak için, 3 dişi - 1 erkek oranını oturtmanızı tavsiye ederim. Bu, sadece tankınızdaki kavgaların önüne geçmek için değil, aynı zamanda her hamile dişinin 3/2 oranında daha az rahatsız edilmelerini sağlamak için de gereklidir.

Canlıdoğuranlarda hamilelik süresi, çeşitli kaynaklarda değişiklik göstermekle beraber, ortalama 20 gündür. Ancak bu süre de, tankınızın bakımı, ısısı, balıklarınızın yaşı ve sağlığı gibi bir çok faktör tarafından ciddi şekilde değiştirilebilir.

Bir canlı doğuranın hamile olduğunu anlamanın en garanti yolu, balığa üstten bakmatır. Eğer üstten bakıldığında da, karnı yanlara doğru belirgin şekilde şişmişse, balığınızın hamile olduğunu düşünüp, çeşitli tedbirler almanın vakti gelmiş demektir.

Hamile dişilerin anüs kımında oluşan siyahlık da hamileliğin tespitinde önemli bir rol oynar ve çoğu akvarist tarafından kullanılır. Ancak başta blackmolly olmak üzere, koyu renkli balıklar için, anüs kısmındaki siyahlığı gözlemlemek oldukça zor, hatta imkansızdır.

Bütün bunların yanında hamile balık, hamilelik döneminde, kumun üzerine oturma, bitkilerin arasına girme, akvaryum gereçlerinin (ısıtıcı, filtre v.b.) arkasına saklanma, ağır hareket etme gibi davranışlar da sergileyebilir.


Hamile bir plati (Xiphophorus maculatus)

Hamilelik süresince, normal şartlarda 26 - 28 derecede bulunan su ısımızı, günlük yarım ya da bir derece arttırarak 30 dereceye kadar çıkartabiliriz. Bu ısı artışı hem doğumu öne çekecek (bir kaç gün) hem de hamile dişi için rahat bir doğum sağlayacaktır.

Doğum

Özellikle hobiye yeni başlayanların kararsız kaldıkları bir diğer konu ise, doğumun nerede gerçekleşeceğidir. Bunun için çeşitli yöntemler kullanılmaktadır.

Gönül rahatlığıyla ve hiç şüphe etmeden söyleyebilirim ki, en iyi doğum ve en az yavru kaybı bol bitkilendirilmiş bir tankta sağlanır.

Yavruluk, genellikle V şeklinde ve plastikten yapılmış, doğan yavruların alt tarafa geçerek bir daha üste çıkmasını engelleyen (jelleştirerek değil elbette :P) bir ızgara sistemi içeren ve yine genellikle suda yüzen küçük bir kaptır.


Yavruluk

Canlı doğuranlar, her yönden gelen ışığa karşı hassastırlar. Bu yüzden çevrelerinde saklanabilecekleri bitki v.b. olmadığında strese girerler. Bu durum yeni doğan yavrular için de geçerlidir. Kendilerine karşı tehlike oluşturabilecek bir başka balık olmasa bile, bitkisiz ve saklanacak yeri olmayan bir ortamda strese girerler. Stres ise, canlıdoğuranların başlıca ölüm sebebidir.

Ayrıca, canlıdoğuran yavruları dünyaya gözlerini açtıklarında, içgüdüsel olarak suyun üst kısmına yüzerler, bu da yavruluktaki balıkların bir bölümün, tekrar istemediğimiz şekilde doğum yapan dişin olduğu bölüme geçerek yenmesine sebep olur.

Bir başka yavruluk türü ise, plastik yavruluğa göre daha sağlıklı olduğu iddia edilen tül yavrulukur. Ancak tül yavrulukta da yavrular, büyük balıklar tarafından yenemese de, tül ile birlikte ısırırlarak, öldürülebilmektedir. Ben bu sebeplerden dolayı yavruluk kullanılmasını önermiyorum.

Bir başka yöntem ise, en garanti yöntem dediğimiz bol bitkilendirilmiş akvaryuma benzetilmek üzere, bıçak yardımı ile kıvırcık hale getirilmiş rafyanın akvaryuma atılmasıdır. Ancak bunun da sakıncalarını şöyle sıralayabiliriz:

  • Kalitesiz ürünün üzerindeki boya suya salınım yapabilir.
  • Rafyanın keskin kenarları balıklara zarar verebilir
  • Balıklar rafyaya dolanarak ölebilirler.
  • Bol miktardaki sık rafyanın içinde bulunan balık, kaçacak yer bulamayarak diğer balıkların saldırısına uğrayabilir.

Yine yavruların saklanacak yer bulması amacıyla, tanka bulaşık teli atılmaktadır ki, bunun ne derece mantıklı olduğunun yorumunu, siz değerli arkadaşlarıma bırakıyorum.

Yavruların Beslenmesi *

Canlıdoğuran yavrularının beslenmesi ile ilgili olarak da bir kaç hatırlatma yapıp, değerli olduğunu düşündüğüm vaktinizi daha fazla almayacağım.

Canlıdoğuranlar otçul beslenirler. Ancak hemen hemen tüm balıklar için olduğu gibi, protein ağırlıklı yemler, yeni doğan yavruların daha hızlı gelişmesine sebep olur. Ancak biz bu işi yaparken ticari bir amaç gütmüyor ve hobi olarak yapıyorsak; yavrularımızın hızlı gelişmesi adına sindirim sistemlerini zorlamayı gerekli görmüyorum.

Bu bağlamda, Artemia (Artemia Salina) yavruların gelişim hızını ciddi şekilde etkiler ancak sindirim sistemini yorar. Tubifex Kurdu (Tubifex Tubifex) da, azımsanmayacak bir protein içeriğine sahiptir (%60 - 80)ancak bu yem genellikle lağımlardan toplandığı için, bakteri taşıma olasılığı çok yüksektir. Benim bu konudaki tavsiyem, yavrular için de, yetişkin balıklarınız için kullandığınız pul ve pelet yemleri kullanmanızdır. Bu yemleri yavru balıklara verirken, yiyebilecekleri boya getirmeyi unutmayınız. Bu iş için en ideal alet ise, metal çay süzgeçidir.

 
 


 

• Canlı Doğuran Yavrularının Yetiştirilmesi

Canlı doğuranların yavrularının yetiştirilmesinde belki de en büyük sıkıntı yine bu yavruların ebeveynleridir. Ne kadar iyi beslerseniz besleyin, yetişkinler yavrularını bir şekilde yerler. Bu da daha doğduğu andan itibaren kendi kendine yeten, tek başına beslenebilen, rahatlıkla yüzebilen bu yavruların yetiştirilmesindeki en büyük etkendir. Peki, doğumdan itibaren neler yapılmalı?

1) Doğum:
Doğumdan önce dişi rahat bir yere konulmalıdır. Aksi halde strese girebilir ve doğumda çeşitli sorunlar ile karşılaşılabilir. Doğum alanı ne kadar geniş olursa ve saklanacak yerler ne kadar bolsa annenin yavrularını yeme ihtimali de o kadar azdır. Doğumu yapılacağı yerler açısından, hem iyi hem kötü yönleri ile birkaç grupta inceleyebiliriz.

Yavrulukta doğum:
Yavruluk asla tavsiye edilmez. Bazen anne balık günler önceden doğum yapacağı güne kadar yavrulukta bekletilmekte, bu da hem annenin hem de doğacak yavruların hayatını tehlikeye atmaktadır. Ayrıca yer dar olduğu için; örneğin gece doğum yapan anne siz sabah kalkıp onu ana akvaryuma alıncaya kadar yavruları rahatça yiyebilmekte.

Ayrı bir tankta doğum:
Genelde en iyi çözüm anneyi ayrı bir tanka alarak doğumun gerçekleşmesini sağlamaktır. İyi bitkilendirilmiş, dibinde kum bulunan ayrı bir tank yavrulama için mükemmeldir. Anneyi doğumdan yaklaşık 4–5 gün önce bu tanka almak balığın bu yeni tanka alışması ve doğum anı gelene kadar akvaryuma alışması için önemlidir. Böylece anne doğum günü gelene kadar yer değişimden oluşabilecek stresi üzerinden atmış olacaktır.

Ana tankta doğum:
Eğer doğum için ayrı bir akvaryum sahibi değilseniz, yenisini de almak istemiyorsanız ana tankta doğum yavruluğa göre daha avantajlıdır. Eğer bolca saklanacak yer varsa ana tankta doğum genellikle bir sorun olmaktan çıkar. Tabii ki melek balığı gibi bütün yavruları bulup teker teker yiyebilecek bir balık türünü akvaryumunuzda barındırmıyorsanız. Yavrulara saklanma yeri yapılmasını daha ileride ele alacağız.

2) Doğumdan sonra yavruların gelişimi:
Yavruların gelişimini etkileyecek birçok etken vardır. Bunların arasında beslenme, saklanacak alanlar, su değerlerinin uygunluğu ve yavruların gezebileceği alanlar vardır. Beslenme hiç şüphesiz en önemlisidir. Yavrularınızı gün içinde 4–5 öğün, azar azar yemleyiniz. Örneğin bir gün içerisinde iki defa yemleme yapıyorsanız, aynı miktarda yemi gün içerisinde 4–5 seferde vermeniz balıklarınızın daha sağlıklı olmasını sağlayacaktır. Yavruları ilk gün beslemenize gerek yoktur. Saklanacak yerler, yavruların gezebileceği geniş bir alan sağlanmazsa yavrular strese girebilir. Etrafta onları yiyebilecek büyük balıklar olmasa dahi saklanacak yerleri onlara sağlamanız balıklarınızın kendilerini güvende hissetmelerini sağlayacaktır. Ayrıca yüzebilecekleri geniş alanlar balıklarınızın daha hızlı büyümesini ve daha sağlıklı olmalarını sağlayacaktır. Az miktarda akıntı ise yavrularınızın kas sistemlerin gelişimini olumlu yönde etkileyecek, öbür yandan mantar ve parazitlerin çoğalmasını engelleyecektir. Yalnız akıntının çok olması yavrularınız için rahatsızlık verici ve yorucu olabilir. Bu da yavrularınızı yorar ve onların vücutlarının hastalıklara karşı dirençli olmasını engeller.

Yavrulukta yavruların yetiştirilmesi:
Yavruların yavrulukta beslenmesinin birkaç avantajı olduğu gibi pek çok dezavantajı da vardır. En büyük avantajı yavruların diğer balıklar tarafından yenmesini engeller. Fakat yavrularınıza saklanacak yer sağlamadığı için onların strese girmesine sebep olur. Beslenmeleri ne kadar iyi olursa olsun yüzebilecekleri alan sınırlıdır. Bu da onların gelişimlerini olumsuz yönde etkiler. Yavrularınız yavaş büyür, akıntı az olduğu için kas sistemleri güçlü olmaz. Yavruluk balıkların yetiştirilmesinde asla tavsiye edilmez.

Ayrı bir tankta yavruların yetiştirilmesi:
Dibine yeterince kum konulmuş, bitkili, saklanacak yerleri olan ufak bir akvaryum yavruların yetiştirilmesi için idealdir. Filtre olarak suda çok fazla akıntıya sebep olmayan sünger filtreler kullanılabilir. Bitki bulunması yavrular için çok önemlidir. Bitkiler sudaki nitrat ve amonyak gibi maddelerin ortamdan uzaklaştırılmasını sağlayacak ve yavrularınıza hızlı ve sağlıklı bir büyüme ortamı sağlayacaktır. Yavrular da bitkinin yapraklarında oluşacak yosunları afiyetle yiyeceklerdir. Akvaryumda yavruluğa göre yüzebilecekleri alan daha fazla olduğu için yavrularınız daha çabuk ve sağlıklı büyür. Yanlarına dekorasyon amacı ile kullanılan delikli kayalardan koymanız onların kendilerini güvende hissetmeleriniz sağlayacaktır. Dibe kum konulması yararlı bakterilerilere yaşayacak ortam oluşturur.

Ana akvaryumda yavruların yetiştirilmesi:
Genellikle yavrulukta beslemekten bile daha iyi bir yöntemdir. Eğer akvaryumunuzda melek balığı gibi avcı bir balık yoksa yavrularınızı rahatlıkla yetişkin canlı doğuranlar ile besleyebilirsiniz. Tek şart akvaryumda yeterince saklanacak yer bulunması ve filtre gibi yavruları çekebilecek tehlikelerin önüne geçilmesidir. Filtrelerin suyu çektikleri bölümü bayan çorabı ile sarararak bu tehlikenin önüne geçmek kolaydır. Esas sorun büyük balıkların tehlike olmaktan çıkarılmasıdır. Bu konuda pek de iç açıcı olmayan bir haberim var. Saklanacak yerlerinizi ne kadar iyi yaparsanız yapın birkaç yavrunuz bir şekilde yem olacaktır. Bunun önüne geçmek neredeyse imkânsızdır. Ama yavrularınızın çoğunu sağlıklı olarak büyütmek istiyorsanız bitki sayısını arttırabilirsiniz. Bitki seçimini ince sık yapraklar sahibi olan bitkilerden yana yapmak çok iyi sonuç verecektir. Benim tavsiyem Java Moss gibi yavaş büyüyen fakat yavruların saklanması için mükemmel olan bitkilerdir. Yüzey bitkileri de yavrulara mükemmel bir yuva olacaktır. Delikli kayalardan da akvaryuma koyabilirsiniz. Yetişkin balıklarınızın yemlemesini de az miktarda yem ile günde birkaç sefere çıkartmanız yavruların yenilmesini engelleyecektir.

Yavrulara saklanacak yer yapmanın diğer bir yöntemi ise rafya kullanmaktır. Kırtasiyelerden çok ucuza bulabileceğiniz rafyayı makastan geçirerek kıvırcık hale getiriniz. Bir öbek halinde akvaryuma koyacağınız rafya dipten yüzeye kadar uzanırsa yavrularınız hem rahatça yem yiyebilir hem de yem için yüzeye çıkarken diğer balıklara yem olmazlar. Rafyayı misina ile dibe bağlayabilir veya akvaryumda geniş alana dağılmasını engelleyebilirsiniz. Benim tavsiyem Rafyanın akvaryumun iki ayrı köşesine birer tane koyulmasıdır. Böylece akvaryumun öbür ucunda gezinen yavrular da saklanacak yere sahip olabilirler.

3)Yavruların beslenmesi
Canlı doğuran yavrularının en güzel özelliği doğduktan sonra fazla bir bakıma ihtiyaç duymadan, kendi başlarının çaresine bakabilmeleridir. Akvaryumdaki yosunlar da dahil pek çok şey ile beslenebilirler. Tabii ki yosun tek başına onları beslemeye yetmeyecektir. Yavrularınıza artemia vermeniz onların hızla boy atmalarını sağlayacaktır. İnce bir toz haline getirilmiş pul yemler de kullanılabilir. Bunun için karabiber tohumlarının öğütülmesinde kullanılan öğütücüleri kullanabilirsiniz. Ara sıra haşlanmış ıspanak yaprağı vermeniz diyetlerini zenginleştirecektir. Yavrularınızı tek çeşit yem ile beslemeyiniz. Çeşitli yemler ile diyetlerini zenginleştirmeniz yavrularınızın hızla büyümelerini ve sağlıklı kalmalarını sağlayacaktır. Yem verdikten sonra dibe çöküyorsa kısa süre sonra yemi dipten çekilmelidir. Aksi halde suyun kalitesi kısa sürede bozulacaktır. Eğer yavrular ayrı bir akvaryumda besleniyorsa her gün akvaryum suyunun %10’unun dinlenmiş su ile değiştirilmesi yararlı olacaktır.

Belli bir dönemi geçmiş olanlara pek faydası dokunmayacaksa bile yeni başlayanlara faydası olmasını dilerim.

Ek: Sayın Faruk Karakaşer'in hatırlatması ile bitki seçimi konusunda birkaç şey eklemek istedim.

Özellikle ana tankta yavru besleyecekseniz sık dikilmiş elodea cabomba gibi bitkilerin çok büyük yararı olmaktadır. Özellikle cabomba ile çok iyi sonuçlar aldım. Tel tel yaprakları arasında yavruların saklanması için mükemmel bir ortam oluşmaktadır. Ayrıca java moss ile ilgili de bir noktaya temas etmek istiyorum. Bilindiği üzere java moss üzerinde dibe çöken yemleri ve balık pisliklerini tutmaktadır ve bu bitkiyi temizlemek neredeyse imkansızdır. Bir süre sonra bitki üzerinde biriken yem artıkları ve dışkılar sudaki amonyak vb. azot bileşenlerinin artmasına sebep olmaktadır. Bu da suyunuzun kalitesini olumsuz etkilemektedir. Bu sebeple küçük tanklarda çok yoğun miktarda kullanılması sakıncalı olmaktadır.


• Poecilia Reticulata (Lepistes)

 Lepistesler, özellikle çekici kuyruk renk ve desenleri, bakımının görece kolay bir balık olması ve bir çok diğer tür ile sorunsuz şekilde beslenebilmesi gibi sebeplerden dolayı bir çok hobicinin tercihi olmuştur.

Erkek Dişi Ayrımı
Bir çok balık türüne kıyasla, lepisteslerin cinsiyeti çok kolay ayırt edilebilir. Ayırt etmekte en dikkat çekici özellik, erkek lepisteslerin, dişilere oranla ciddi şekilde küçük; dikkat çekici oranda renkli ve gösterişli olmasıdır.

Tüm canlıdoğuranlarda olduğu gibi, lepistesler de anal yüzgeçlerinden ayırt edilebilirler. Dişi lepisteslerde anal yüzgeç geniş ve yelpaze şeklinde, erkeklerde ise ince ve uzun olarak bulunur. Erkeklerde bulunan bu üreme organına Gonopodium denir.

Akvaryum Şartları
Lepistesler tropikal balıklardır. Dolayısıyla tanka mümkün olduğunca tropik bölgelerin şartları yansıtılmalıdır.

İlk başta, tropikal bölgelerin, günde 12 saat ışık aldığı hesaplanarak, lepistes tankının ışıklandırması günde 12 saat çalışacak şekilde ayarlanmalıdır. Su ısısının 26-28 derece arasında sabitlenmesi ve herhangi bir ısı değişiminin günlük 0.5 ya da 1 derece olarak yapılması sağlıklı lepistesler için son derece önemli bir konudur.

Lepistes tanklarının ışıklandırması, balıkların renklenmesi için de son derece önemlidir.

Tank mutlaka bol bitkilendirilmiş olmalıdır. Lepistesler otçul beslendikleri için, tercih edilmesi gereken bitki türleri, balıkların rahatlıkla yiyemeyecekleri kadar sert olanlardır (Saz v.b.) Diğer canlıdoğuranlar gibi lepistesler de her yönden gelen ışığa karşı hassas olduklarından, mutlaka saklanacakları yerler olmalıdır.

Tropik bölgelerin, yağışlarla oranı azalan ancak genelde yüksek humus içeriği nedeniyle yüksek sertliğe sahip su koşullarını birebir taklit etmek çok zor olduğundan, bu balıkların beslenmesi için orta sertlikte su tercih edilebilir. Suyun pH’ını 7.1 – 8.3 arasında tutmak idealdir.

Sosyal Yaşam
Kendilerine zarar vermeyecek türlerle dostça geçinen bir balıktır. Kendi tecrubelerime dayanarak, diğer popüler canlıdoğuran türleri olan moli, kılıçkuyruk, plati ve velifera ile sorunsuz bir şekilde beslenebileceğini söyleyebilirim. Çevremde çok kez, karma akvaryumlarda lepisteslerin özellikle kuyruklarına zarar verildiği konusunda şikayetler duydum. Eğer böyle bir problem yaşıyorsanız, problemi balıklardan önce kendi tankınızda aramalısınız. Yukarıda sayılan türler, uygun bakım şartlarında ve bitkilerden oluşturulmuş yeterli gizlenme yerlerinin olduğu tanklarda sorunsuz şeklide bakılabilirler.

Lepistesler, sadece kendi akrabaları ile değil, başta hemen her akvaryumda bulunan çöpçü ve cüce vatozlar olmak üzere; elma salyangozları, tetralar gibi diğer türlerle de karma akvaryumda beslenebilirler. Ancak hemen hatırlatalım ki; tankımıza koyacağımız her bir tür fazladan dikkat ve özen gerektirir. Bu konudaki kişisel görüşüm ise, lepistesleri, içinde sadece kendi cinsinden balıkların olduğu bir tankta beslemenin en sağlıklı yöntem olduğudur.

Benim tecrübelerime göre lepistesler, başta kılıçkuyruk olmak üzere diğer canlıdoğuranlara göre, yavru yeme oranı en düşük balıklardır. Ancak bu durum elbetteki bakım şartlarına ve düzenli yemlemeye bağlıdır.

Besleme
Daha önce de söylediğimiz gibi lepistesler otçul beslenirler. Bu yüzden menüleri de bitkisel içerikli olmalıdır. Özellikle yeni doğan yavruların gelişimi için protein ağırlıklı yemler (Artemia salina, Tubifex tubifex, v.b.) hızlandırıcı bir etki yapmaktadır. Ancak ben kişisel olarak, yavruların bir süre daha erken gelişimi için, sindirim sistemlerini yormayı gerekli görmüyorum.

Özellikle yavruların gelişimi için protein ağırlıklı yemler tercih edilecekse, protein oranı yüksek olan pul ve pelet yemleri öneririm. Kişisel fikrime göre %60-80 arası protein içeriği olan Tubifex kurdundansa, %40 protein içeriği olan bir pul yem vermek çok daha sağlıklı bir sonuç verecektir.

Çok küçük olmamaları şartı ile, her boydaki lepisteslere kaynatıldıktan sonra ince kıyılmış sebze verebilirsiniz.

Bir başka yöntem olmak üzere, mutfak artıklarınızı da önce blendırdan geçerip ya da kıyıp ısıl işleme tabi tutarak balıklarınıza yedirebilirsiniz. Ancak mutfak artıkları genelde vitamin ve mineral açısından çok yetersiz olduğu için; hazırlamış olduğunuz yeme, kedi maması, köpek maması ve bebek maması katmanızı öneririm. Tekrar etmekte fayda görüyorum ki, yemleme her ne şeklide olursa olsun, balığın sağlığı ve mutluluğu için, bitkisel ağırlıklı olmalıdır.

Cinsel Özellikler
Lepistesler, doğduktan ortalama 2.5 – 4 ay sonra cinsel olgunluğa erişirler ve doğum yapan balığın yaşına, doğum sayısına ve bakım şartlarına göre 20 – 200 yavru verebilirler. Doğum yapan lepistes ortalama 3-6 hafta sonra hamile kalarak tekrar doğum yapabilir. Ortalama hamilelik süresi ise 1 aydır.

Aynı dişinin sürekli erkek tarafından rahatsız edilmesini önlemek amacıyla, dişi erkek oranı 1/3 ya da ½ olarak ayarlanmalıdır. Damızlık olarak seçilecek erkeklere özellikle dikkat edilmeli, kendi türünün karakteristiğini taşıyan, renkleri canlı ve sağlıklı balıklar tercih edilmelidir.

Üretim
Lepisteslerin üretimi için ciddi bir gayrete gerek yoktur. Kötü olmayan şartlar altında sürekli ürerler. Doğumun nerede gerçekleşeceği konusunda çeşitli fikirler vardır

1. Plastik yavruluk:
Avantajı, yavruları yiyecek balık bulunmayışıdır. Dezavantajları ise nadir de olsa, yavru balıkların suyun üstüne yüzme içgüdüleri nedeniyle doğum yapan dişinin yanına giderek bu dişi tarafından yenmesi ve yavruluğa konulan dişinin stres nedeniyle ölebilme riski olarak sıralandırılabilir.

2. Tül Yavruluk :
Plastik yavruluğun avantajları yanında, hamile dişinin daha az strese girmesi olumlu yönüdür. Tül yavruluktaki yavrular, diğer balıklar tarafından yenmese de tül ile birlikte ısırılıp öldürülebilirler.

3. Ayrı Bir Tank:
Özellikle yeni doğan yavrular ve hamile dişiler su, ısı, mekan v.b. değişikliklerine karşı çok hassas oldukları için; doğum ayrı bir tankta yapılacaksa, bu tank mutlaka önceden hazırlanmalı, şartları asıl tankımıza göre aynı seviyeye getirilmeli ve doğan yavrular bir süre daha bu tankta beslenilmeye devam edilmelidir. Böyle bir doğum tankı kurmak için, ana tankımızdan alacağımız suyu kullanmak isabetli bir karar olacaktır.

4. Ana Tankta Doğum:
Kişisel fikrime göre, en sağlıklı doğum şeklidir. Ne hamile dişi ne de yavrular için ortam koşullarında bir farklılık meydana gelmez. Bol bitkilendirilmiş bir akvaryumda yavrular kaçmak için yeterli yer bulabilecekleri gibi, düzenli beslenen lepistesler de genelde yavrularını yemezler. Nadir de olsa yem olan yavrular, tankımızdaki en zayıf ve yeteneksiz yavrular olacaktır.

Lepistes yavrularının saklanması için, özellikle zemine, kaya ve köklere sarılan ve suda serbestçe yüzen Java Moss (Riccia Fluitans) bitkisi ile, diğer su üzerinde yüzen bitkiler (Hygroryza aristata, Lemna minor, v.b.) idealdir.
 

• Xiphophorus helleri (Kılıçkuyruk)

1) Tanım :

Akvaryumcularda görülen kılıçkuyrukların bir çoğunun Xiphophorus helleri olmasına rağmen, bu isim altında anılan bir çok diğer tür de mevcuttur. Bu durumun sebebi ise, erkek kılıçkuyrukların kuyruk uçlarında "kılıç" benzeri bir uzantılarının olmasıdır. Xiphophorus Helleri ya da yaygın adıyla kılıçkuyruk, bakımı oldukça kolay ve bir çok hibici için çok çekici bir türdür. Diğer türler mümkün olduğunda vahşi formlarına yakın yuylmaya çalışılırken, kılıçkuyurktan onlarca varyete üretilmiştir. Kırmızı, sarı, siyah, yeşil ve bu renklerin kombinasyonlarından oluşan balıklar, herkezin göz zevkine hitap edecek geniş bir yelpazede yer alırlar.

2) Davranış

Genellikle sakin ve barışçıl balıklar olmalarına rağmen, bazen erkek kılıçkuyruklar agresif tavırlar sergileyebilir. Bu durumun önüne geçmek için, ya bir kaç dişiyle birlikte tek erkek, ya da belirli erkeklerin birbirlerini düşman edinmesini engelleyecek kadar geniş bir sürü halinde bakılmalıdır. Kılıçkuyrukların akvaryumun diğer üyelerine karşı problem çıkarmaları alışıldık bir durum değildir. Genellikle karma tabklarda uyumlu bir şekilde geçinirler.


 

3) Akvaryum Gereksinimleri

Popüler yakın akrabası olan platiye oranla daha fazla büyüdüğü için, geniş yüzme alanları bulunan göree büyük bir tanka gereksinim vardır. Dişiler 4.5 inch'e* kadar büyüyebilir, erkekler ise bu boydan hafif küçük kalırlar. Dolayısıyla balıkları sürü halinde beslemek için mutlaka büyük bir tanka ihtiyaç vardır. Doğal ortamları acı su olduğu için, bir çok canlıdoğuranlar gibi sert suları severler. Doğada, Orta Amerika'nın hızlı akan nehirlerinde bulundukları için, tankta güçlü su sirkülasyonu bu balıkları mutlu edecektir. Tankın mutlaka çok iyi şeklide bitkilendirilmiş olmasının yanında, geniş yüzme yerlerine de ihtiyaç duyarlar.

4) Besleme

Akvarumda beslenmesi gereçkten kolay balıklardır. Özellikle pul yemleri severler, ancak canlı yemleri de tüketeceklerdir. Tanktaki algleri de tüketen kılıçkuyruklar, en iyi performanslarını protein oranı yüksek yemlerle verirler.

5) Üreme

Kılıçkuyruklar canlıdoğranlardandır ve bir seferde, yüzme kabiliyetine sahip 80'e kadar yavru verirler. Cinsiyet ayrımı, erkekte değişiklik göstererk Gonopodium adını alan anal yüzge ile yapılır. Bu değişim geçirmiş yüzgeç, dişiye sperm aktarılması için kullanılır. Kılıçkuyruklar yavrularını doğar doğmaz yemeye başlayacaklarından, başta su üzerinde yüzenler olmak üzere tankın çok iyi bitkilendirilmesi yavrulara kaçarak saklanma şansı verir. Akvaryumcularda satılan yavrulukların çoğu yetişkin bir kılıçkuyruğa göre çok küçük olduğundan, ciddi oranda strese girmelerine neden olacaktır. Bu durumda yapılacak en iyi şey, hamile dişiyi iyi bitklendirilmiş, rahat doğum yapabileceği ayrı bir doğum tankına almak ve üremesi bittikten sonra zaman kaybetmeden kendi tankına geri koymaktır. Bir kılıçkuyruğu büyüyebileceği en son notkaya getirmek için ciddi bir akvaryum kapasitesine ihtiyç duyacağınız için, bazı balıklarınıza yer açmak için, yeni yavrularınızı elden çıkarabilirsiniz.


Erkek(üstte) - dişi kılıçkuyruk

6) Hastalıklar

Kolay hastalanmayan, dayanıklı balıklar olmasına karşın, kötü su koşullarında mantar ve beyaz benek hastalığına yakalanabilirler. Bu sorun da akvaryumcudan satın alınan ilaçlar ve akvaryum koşullarına biraz daha dikakt etmekle çözülebilir.
 

 


• Yavruluk Kullanımının Sakıncaları

  1. Standart plastik yavruluk
  2. Tül yavruluk
  3. DIY (do it yourself - kendin yap) yavruluklar.

STANDART PLASTİK YAVRULUK

Yavruluğun temel olarak iki amacı vardır. Bunlar da, hamile dişinin diğer balıklar tarafından rahatsız edilmeden sağlıklı ve rahat bir doğum yapmasını sağlamak ve yeni doğan yavruların diğer balıklar tarafından zarar görmesinin önüne geçmek.

Ancak, kendi tecrubelerime dayanarak söyleyebilirim ki; plstik yavruluklar bu iki problemin de önüne geçemiyor. Bir canlının hangi ortam/dekorasyon v.b. ile rahat edeceğini belirlemek için, o hayvanın davranışlarını bilmemiz gerekir. Canlıdoğuran yavruları, doğar doğmaz yüzme yeteneğine sahiptir. Bu yüzme yeteneğine sahip küçük yavruların, doğar doğmaz bir yerlere saklanıp diğer balıklara yem olmaktan kurtulmaları gerekmektedir. Bu sebeple her yenidoğan yavru, içgüdüsel olarak suyun yüzeyine doğru yüzer. (Su yüzüyindeki bitkilerin arasına saklanmak amacıyla...)

Balık yavrularının bu davranışı, malesef plastik yavrulukların tasarımlarına terstir. Plastik yavrulukta, yeni yavruların alttaki bölüme geçip, doğum yapan yetişkin dişi ile irtibatlarının kopacağı varsayılır. Ancak çoğu zaman yavrular yukarıya yüzerek tekrar yetişkin dişinin yanına ulaşmakta ve burada yem olmaktadır.

Yavruluğun sağlaması öngörülen ikinci avantaj, hamile dişiye rahat ve sağlıklı bir doğum sağlamaktı. Ancak, canlıdoğuranlar yavruluğa alındıklarında ciddi şekilde strese girerler. Bu durum, yavruların ölü olarak doğmasına, yetişkin balığın yaralanmasına ve hatta ölmesine sebep olabilir. Buradaki yetişkin dişinin strese girmesine iki unsur sebep olur.
  • Canlıdoğuranlar her yönden gelen ışığa karşı hassastırlar. Kendilerine zarar verecek bir balık olmasa bile başta su üstünde yüzen bitkiler olmak üzere, diğer bitkiler dekorasyon v.b. arasına saklanıp kendilerini güvende hissetmek isterler.
  • Bir çok yavruluk, yetişkin bir canlıdoğuran için küçük kalmaktadır.

TÜL YAVRULUK

 

Tül yavruluğun, yetişkin dişinin strese girmemesi konusunda biraz daha başarılı olduğunu itiraf etmem gerekir. Özellikle yavruluğun tülden yapılmış olması, ortamı değiştiği için stresli olan balığın kendini yaralamasını önleyebilir.

 
 
Ancak bu durumda da, tül yavruluktaki yeni doğan balıkalrın, yavruluğun dışındaki diğer balıklar tarafından tül ile birlikte ısırılarak; yenmese bile öldürülme ihtimali vardır ki, balığımız öldükten sonra, ne şekilde olduğu çok da önemli değildir...

DIY YAVRULUKLAR

Bir çoğumuz, ilk üretim tecrubemizde, ne yapacağımızı şaşırıp elimize ilk gelen pet şişe, pet bardak v.b. ile aceleyle bir yavruluk yapmışızdır. Bunun sakıncalarını da maddeler halinde sırlamak gerekirse:
  • Kalitesiz malzeme ve üzerindeki boya suya salınım yapabilir.
  • Dezenfekte etmeden kullandığımız malzeme balıklarımıza zarar verebilir.
  • Yavruluğa açtığımız delikler kusursuz olamayacağı için balıkları yaralayacak sivri bölgeler yaratabiliriz.
  • Açtığımız çoğu delik, yavruluk içindeki su sirkülasyonu için yeterli olmayacaktır.
  • + standart, plastik yavruluğun dezavantajları

Bütün bunları anlatırken, balıklarını yavrulukta üretip, hamile dişi ve yavru kaybı olmadan besleyen arkadaşları göz ardı edemeyiz. Mutlaka bu şekilde yavru alıp, sorunsuz şekilde büyüten akvaristler de vardır.

 
 

Ancak benim her canlıdoğuran hobicisine tavsiyem; balıkların mutlaka bol bitkilendirilmiş, su değerli kontrol edilmiş ayrı bir tankta doğum yapmasını sağlamaktır. Bu mümkün olmadığında ise, ana tankımızı sık bitkilendirip, yavrular için saklanma bölgesi yaratarak bir çok yavruyu kurtarabiliriz.

 

• Yüksek Kalitede Siyah Kılıç Üretmenin Sırları

Kaliteli Siyah Kılıçkuyruk üretmeyi; 30 yıldan beri bunları üreten bir bayandan öğrenmiştim. Bu bayanın A.B.D.’ye 1 kutu yüksek kalite, geniş yüzgeçli, siyah kılıçkuyruk gönderip bir çifti için 15$ aldığını hala hatırlıyorum. Bahsettiğim zamanlar; A.B.D. ve Kanada Doları şimdiki kadar değersiz değildi. Aksine 5.000 dolara sıfır bir Cadillac satın alabiliyordunuz. Sanırım bu örnek o zamanlar için siyah kılıçkuyruğun ne kadar değerli olduğunu anlatmaya yetecektir. Bu konuda bilmeniz gereken ilk şey siyah kılıçkuyruktaki siyah rengi veren pigmentlerin bir çeşit kanser olduğudur. Piyasada bulabileceğiniz çoğu kılıçkuyruk ise siyah değil daha çok gridir. Yüzgeç renkleri ise şeffaftan daha koyu tonlara doğru çeşitlilik gösterir. Eğer yüzgeçler çok koyu bir siyaha dönerlerse bu durumda balıkta tümör vardır ve kısa sürede ölecektir. Bu problemden kurtulmanın tek yolu yüzgeçleri daha açık tonlarda ya da renkli olarak üretmektir. Bulabileceğiniz en güzel ve yüzgeçleri siyah olmayan, siyah, dişi kılıçkuyruk ile işe başlayın. Daha sonra istediğiniz herhangi bir türde, yüzgeçleri koyu kırmızı ya da turuncu olan bir erkek bulun. Ben daha çok kadife kırmızı erkekleri ya da neon kılıçları kullanıyorum. Bu eşleşme size yarı yarıya siyah olan yavrular verecektir. (Şimdiye kadar tümü siyah yavru veren bir kılıçkuyruk dişisi görmedim.) Yavrunun siyah olmayan bölümleri ise; ya annesinin arka zemin rengi olan yeşile bürünecek ya da babasının rengini alacaktır. Bu siyah yavrulardan ise güzel bir tutuncu/kırmızı oranı olan yavrular elde edebilirsiniz. Bu yavrular tek renkli balıklardan çok daha etkileyici olacaktır. Bu renk kombinasyonundaki balıklara Berlin Kılıçkuyruk denmektedir. (Belki de ilk defa Almanya’da üretilmişlerdir...) Bu yavrularn iyilerini seçerek, siyah kılıçkuyrukların ortak ırklarından çok güzel balıklar elde etmiş olursunuz. Eğer yaptığımız bu ıslahın ardından, yine kadife kırmızı bir erkek; siyah bir anneden doğan kırmızı dişi ya da kırmızı yüzgeçli siyah bir erkek ile eşleştirirseniz çok başarılı bir sonuç alabilirsiniz.

Benim en başta söylediğim, kalitelli, geniş yüzgeçli siyah kılıçkuyrukları üretmek için mutlaka bir kaç nesil üretime ihtiyaç vardır. İşe başlamadan önce güzel ve geniş yüzgeçli bir kılıçkuyruk ırkı bulun. Kuyruksallayan cinsinden, siyah renk elde edilemediği için, bu cins dışında herhangi bir renkte olabilir. Bulduğunuz bu geniş yüzgeçli erkeği (tercihen kırmızı ya da turuncu) bir lirkuyrukla eşleştirin. Eğer siyah bir dişi lirkuyruk bulacak kadar şanslıysanız, kestirmeden gitmiş sayılırsınız. Eğer bulamadıysanız onu da bizim üretmemiz gerekir. Bir erkek siyah kılıçkuyruk bulun ve tercihen turuncu ya da neon lirkuyruk ile eşleştirin. Yavruların bir bölümü siyah bir bölümü renkli olacaktır. Bu çaprazlamadan elde ettiğiniz siyah lirkuyruk dişisini, geniş yüzgeçli bir erkek kılıç ile çiftleştirin. Ortaya çıkacak yavru tüm ebeveynlerin karakteristik özelliklerini taşıyacaktır. Bu yavrular, standart yüzgeçli kılıçkuyruklara, geniş yüzgeçli lirkuyruklara ve nihayetinde geniş kuyruklu siyah aykılıçlara kadar çeşitlilik gösterecektir. Peki neden bu türü gidip akvaryumculardan satın alamıyoruz? Çünkü bu üretim, iş ister! Defalarca üretim yapmak ve yavrulardan bize lazım olanları yakalayıp tekrar tekrar üretmek profesyonel üreticiler için zaman kaybıdır.

Benim elde ettiğim siyah kılıçkuyurkların cinsel gelişimleri çok uzun zaman almaktadır. Örnek olarak ben balıklarımı genel olarak 240 litrelik bitikili akvaryumda beslerim. Bu şekilde bir balığın cinsiyetini belli etmesi bazen bir seneye kadar sürebilmektedir. Bu zamana kadar balıkların boyu 8.6-9cm’e ulaşmış olur. Bunun ardından cinsiyetine göre kuyruğunun meydana çıkması ise bir altı ay daha sürebilir. Oysa bu cinsten renkli balıklar 3 ay içerisinde cinsel olgunluğa erişir ve yavru vermeye başlarlar. Boyları ise yeterli yer olmadıkça daha fazla uzamaz. Ben her zaman geniş yüzgeçli siyah lirkuyruk dişilerimi, siyah geniş yüzgeçli erkek kılıçkuyruklar ile eşleştiririm. Bu; elde ettiğim, istenilen kalitedeki balık oranını daha da arttırmaktadır. Siyah lirkuyruklar çiftleştirme konusunda avantajlı balıklar değillerdir ancak, bir karma akvaryuma şüphesiz ki çok güzel bir görüntü katarlar. Siyah kılıçlarla ilgili tek problem ise siyah hamilelik lekesini görememenizdir. Hamile olduğunu sadece büyük karnına ya da genişlemiş doğum yoluna bakarak anlayabilirsiniz.

Yeni doğan yavrularımın beslenmesine çeşitli larvalar ve mikro kurtlar ile başlıyorum. Büyüdükçe; donmuş larvalar, pul yemler, tablet yemler ile devam ederek bir süre sonra iyi pişirilmiş suşi yemesini bile öğretiyorum.

Bu hobiyle uğraştığım 50 yıl boyunca bir çok kez kılıçkuyruklarla içli dışlı oldum. Defalarca çeşitli kazalar sonucu stoklarımı bitirdim ya da çok zayıflattım. Yıllarca hiç kılıçkuyruklarla uğraşmadığım oldu. Ancak bir süre sonra yeniden kendimi cesaretlendirerek, tekrar ve tekrar işe koyuldum.

Şu anki siyah kılıçlarım neon kılıç doğuruyorlar. Şimdilerde limonkılıç da denilen albino ananas kılıçlarımla bir çaprazlama yapmaya çalışıyorum. Hepsi geniş yüzgeçliler ve onlara lirkuyruk ekleyip; her seferinde, bulunması zor ve pahalı balıklar üretmek üzereyim.

Bu makaleyi, benim farkına vardığım bazı sırların sizinde farkına varmanız için, kimsenin kafasını karıştırmadan ve basit keleimeler kullanarak yazdım. Tümü genetiğin temelleridir!

 

 

Mesaj Gönder